Futbolun U Dönüşü

Geçmiş zamanlara oranla çok daha hızlı hayatlar yaşamaya başladık. İhtiyaç kavramının tanımının, tüketme kültürüne endeksli olarak değişmesinin bu artıştaki rolü tabii ki de çok büyüktür. Hep içimizden geçiririz, emekli olunca köye giderim, sade ve basit hayat yaşarım diye; ama neden emekli olunca diye hiç sormayız kendimize. Mutluluğumuzu satın aldığımız objelere göre belirlediğimizden hızlı tüketim için çok kısa aralıklarla yeni modeller, yeni trendler, yeni modalar ortaya çıkıyor. Kimi zaman aralarında tamamen yeni, inovatif başlıklar olsa da genellikle eskilerin değiştirilmiş ve çağa uyarlanmış sürümleriyle karşılaşıyoruz. Bu döngü de, ister istemez şehirde yaşayanlar için değişimi hayatlarında en önemli bir parçalardan birisi haline getirdi. Hızlı hayatlarımızda bile değişmeyen tek şeyin değişim olduğu halde, futbolda değişim olmuyor mu? Futbol da çağa uyum sağladı ve her zamankinden daha hızlı değişim haline girdi. Teknoloji, ticari bakış açısı vs. derken saha içinde öne geçebilmek adına farklı hamleler yapılmaya başlandı. Hiç hızlı satranç müsabakası izlediniz mi? Futbolun yaşamakta olduğu değişim sürecini bu müsabakalara benzetiyorum; hamle üstüne hamle yapılıyor, ama rakipler artık çarçabuk cevap veriyorlar.

Futbolun özü topu kale direkleri arasından rakibinden daha fazla sayıda geçirmek demiştik, ve futbolun ilk ortaya çıktığı zamanlarda da bu yaklaşım hâkimdi. 1872’de İngiltere ve İskoçya arasında oynanan ilk milli müsabakada, maçın favorisi İngiltere ofansif bir dizilim olan 1-2-7 ve İskoçya ise haddini bilerek daha defansif bir diziliş olan 2-2-6 ile sahaya çıktılar. İskoçya’nın defansif oyunu sayesinde maç 0-0 bitti. İngiltere’de 19. Yüzyıl sonlarına gelinirken, Notthingam Forest ve Wrexham kulüpleri ise 2-3-5 dizilimi ile oynamayı rutin hale getirdiler ve bu diziliş standart olarak kabul edildi. Görüldüğü üzere futbolun ilk yıllarında, amaç rakipten daha fazla gol atmaktı, fakat oyun daha karışık hale geldikçe defansın önemi öne çıkmaya başladı. 2014 Dünya Kupası finalinde Arjantin, 1890 yıllarında revaçta olan dizilişin tam tersi olan 5-3-2 ile sahadaydı. Futbol, 120 yıl içinde tam anlamıyla 180 derece değişmişti. Serüvenine 7 forvetle başlayan futbolda, ileri uçtaki oyuncu sayısı zamanla azaldı ve son yıllarda revaçta olan sahte 9 ile takımlar artık sahaya forvetsiz çıkmaya başladılar.

Futbol tarihinin en bombastik, fantastik, herkesin ağzını açık bırakmış olan takımı 1950’lerin Altın Macarlarıdır. Onlar olmasaydı, futbolun gelişimi ve değişimi nasıl olurdu düşünmesi bile çok zor. Macaristan’ın hızlı ve leblebi gibi gol atan oyun stiline karşı, rakipleri onlardan daha çok gol atmakta zorlanıyorlardı ve defansif önlemler almak zorunda kaldılar, ayrıca artık sahada langırttaki gibi sabit durmanın yeterli olmadığı da ortaya çıktı. Ofansif futbolun piri olarak kabul gören Altın Macarlar, aslında defansif futbolun da gelişmesinde tetikleyici güç olmuştur. Bu mükemmel takımı biraz daha yakından tanıyalım.

Macaristan Efsanesi

  • 1950 – 1956 yılları arasında %91 galibiyet oranı (Dünya Rekoru)
  • 1949-1957 arasında 73 maç üst üste gol (Dünya Rekoru)
  • 1950-1954 arasında 4 yıl 1 ay ile en uzun namağlupluk süresi  (Dünya Rekoru)
  • Milli formayla en çok gol atan ikili, 159 gol; Puskas ve Kocsis (Dünya Rekoru)
  • 1954 Dünya Kupası’nda toplamda 27 gol, maç başına 5,4 gol ve +17 averaj  (Dünya Kupası Rekoru)
  • 1954 Dünya Kupası’nda Güney Kore’yi 9-0 yendiler ve bu alanda en farklı galibiyet  (Dünya Kupası Rekoru)
  • İngiltere milli takımının tarihindeki en farklı mağlubiyet 7-1
  • ELO puanlamasına göre 1954’teki kadrosu 2166 puanla en başarılı takımdı, Almanya 2014 kadrosu 2180 puan ile 60 yıl sonra Altın Macarlar’ı 1.lik koltuğundan etti.
  • ELO puanlamasına göre en zorlu maç olan 4161 toplam puanla 1954 Dünya Kupası finalinde Batı Almanya ile yapılan maç, 2010 Dünya Kupası finali Hollanda – İspanya maçındaki toplam 4211 puanla 56 yıl sonra 2. liğe geriledi.

1954 Dünya Kupası’nda aynı grupta olmamıza rağmen Macaristan ile statü gereği maç yapmadık, iyi ki de yapmamışız yoksa büyük ihtimalle tarihi hezimet olarak hatırlanacaktı, bunu da ayrı bir not olarak düşelim. Macaristan’ın kadrosunda Ferenc Puskas, Sandor Kocsis, Nandor Hidegkuti ve Zoltan Czibor gibi futbol tarihinde önemli yerlere sahip isimler vardı. Bu listede Puskas’ın yeri futbol tarihinde çok ayrıdır. Macaristan’ın içinde bulunduğu çalkantılı durumdan ötürü Honved’e geri dönmek istemediği için ceza alarak formunun zirvesinde olduğu zamanlarda 2 yıl futbol oynayamamıştır. 1958 Münih faciasında sonra kadroyu yeniden kurmak isteyen Manchester United’a transferi ise İngilizce bilmediği için FA tarafından ret edilmiştir. Formunun zirvesinde olduğu 2 sene futbol oynayamamış olmasına rağmen 746 gol ile futbol tarihinin en çok gol 4. futbolcusu olan Ferenc Puskas, 31 yaşında transfer olduğu Real Madrid’de 8 sene oynamıştır. Gelmiş geçmiş en iyi forvet hatlarından gösterilen, Real Madrid’de Alfredo di Stefano ile oluşturduğu forvet hattında 6 yılda beraber 360 gol atarak futbol tarihinde derin bir iz bırakmıştır. Gol ve Puskas o kadar beraber kullanılmış ki; FIFA Puskas’ın onuruna 2009 yılından beri yılın en iyi golü ödülünü veriyor. Velhasıl, kaybettiği 2 seneyi de eklersek belki de futbol tarihinin en çok gol atmış futbolcusu olabilecek Puskas’ı izlemek nasip olmadı ama çok büyük futbolcuymuş.

Macaristan’ın oyuncu kalitesinin yanında ilk kez uluslararası seviyede “Total Futbol” oynanmış olması da başarılarında etkili olmuştur. 1-2-7 ile başlayan saha dizilimi 50’li yıllarda WM olarak tabir edilen 3-2-2-3’e dönmüştü. Bu düzende forvet üçlüsüne adam adama markaj yapılmaktaydı, karşılıklı orta sahalarda birbirlerini marke ettiği için langırt gibi herkesin sabit durduğu bir futbol oynanıyordu. Macaristan teknik direktörü Gusztav Sebes ise en uçtaki forveti ikili forvetin arkasına alarak hem defans düzenini bozmuş hem de kanat akınlarını rakip sahanın ortasından başlatarak oyunu genişletip, rakibi hareket etmeye zorlayarak oyunu rakip sahaya yığmayı başarmıştır. 2 tane golcü forvet, 10 numara “playmaker” pozisyonun atası Hidegkuti ve yanındaki kanat oyuncularının mükemmele yakın uyumu sayesinde adam adama oynamaya alışmış olan rakip defans oyuncuları aralarında koşu yolu boşlukları oluşmaya başlayınca, Hidegkuti ara paslarla bol gol pozisyonu oluşturmuş. Bu duruma panzehir üretemeyen rakipler ise 5 yemekten, 8 yemekten kurtulamamışlar.

1954 Dünya Kupası Finali, İsviçre’nin Bern kentinde oynandı. “Bern Mucizesi” olarak adlandırılan bu maçın etkileri 1956’da Macaristan halkının sosyalist rejime karşı ayaklanmasına kadar uzamıştır. “Das Wunder von Bern” filmi de bu olağanüstü maçı anlatan bir filmdir. Grup maçlarında Güney Kore’yi 9-0 yenen Macaristan, halen Dünya Kupası’nın en farklı galibiyeti rekorunu elinde tutmaktadır. 2. maçında ise finaldeki rakibini 8-3 gibi ezici bir sonuçla sahadan silmiştir. Sonrasında Brezilya ve Uruguay’ı da 4-2 ile geçerek adını finale yazdırmış, Uruguay’ı Dünya Kupası’nda ilk kez mağlup eden takımdır, ve 41 maçtır namağlup olarak finalin en büyük favorisidirler. Diğer tarafta ise 2. Dünya Savaşı’nı kaybetmiş ve ülkedeki yokluktan ötürü 1950 Dünya Kupası’na katılamamış olan Batı Almanya için finale kalabilmek bile büyük bir başarıdır. Yağmurun bardaktan boşanırcasına yağdığı günde saha çamur içindedir. Adi Dassler, nam-ı diğer Adidas maçtan önce oyunculara kaymamaları için “çivili” krampon verir ve ilk kez bu çeşit ayakkabılar kullanılır. İlk yarısı 2-2 biten maçı Batı Almanya 3-2 kazanır ve kupayı kaldırır. Macar oyuncular, vatan haini ilan edilirler ve ülkeye bile girmelerine izin verilmez. Halk sokaklara çıkar, oyuncuları protesto olarak başlayan olaylar zamanla sosyalist rejime karşı isyanlara kadar ilerler. Yıllar sonra, 2004 yılında, 1954 yılının şampiyon takımının doktoru Franz Loogen maçtan önce glikoz ve C Vitamini iğnesi yaptığını itiraf eder. Altın Macarlar’ı alt edebilmek için hava şartlarının futbola müsait olmaması, teknolojik yenilikler ve doping kullanmak gerekmiştir; işte Altın Macarlar o kadar müthiş bir takımmış.

Altın Macarlar’ın maçlarının bol gollü geçmesinin arkasında futbolun o zamana kadar “rakipten daha fazla gol atmak” amaçlı oynanmasının da önemi vardı. Macarlar, 3’ten 5’ten aşağı gol atmayınca rakipten fazla gol atmanın, galip gelebilmek için yeterli olmadığı ortaya çıktı ve farklı arayışlara gidildi. Macaristan’ın zirveye taşıdığı hücuma yönelik futbola karşı halen zaman zaman raftan çıkarılıp sahaya sürülen, futbolun karanlık yüzü “Catenaccio” çözüm olarak kullanılmaya çalışıldı.

Jogo Bonito

Catenaccio’nun çakılı ve sert defans olduğu akıllarda yer etmiştir ama Catenaccio işin özünde taktik disiplindir, pozisyonlar arası mesafeyi sabit tutmak ve defansif manada takım halinde yekpare hareket edebilmektir ve bu açıdan bakınca da Total Futbol ile benzerlik oluştururlar. İtalyan futbolcularının taktik disiplin ve sistem değişikliklerine kolay uyum sağlamalarında ise 1950’lere dayanan Catenaccio kültürü ve eğitimi yer almaktadır. Catenaccio’nun İtalya’da ün saldığı yıllarda, İtalya 1958 Dünya Kupası’na katılamamıştır ama onların oyun stili kupada yer bulmuştur ve ev sahibi İsveç ile beraber finale kalmıştır. Catenaccio oyun stili, kültürü, hikâyesi ve başarılarıyla beraber futbol tarihine damga vurmuş ve her kademede ve yetenekteki takımların uygulayabildiği bir sistemdir. Bu yazıda bir, iki paragrafta geçirilmeyecek kadar geniş yazılması gerekmektedir. Bu sebepten ötürü, özrünüze sığınarak çok fazla değinmeyeceğim.

1958 Dünya Kupası, Avrupa’nın taktik disiplini ve fizik gücünün ve Pele’nin damga vurduğu bir Dünya Kupası oldu. O zamana kadar gol odaklı oynanan oyun, artık gol yememe odaklı oynandığı için oyunun sertliği de artmıştı ve üstüne üstlük 1958’te sarı kart, kırmızı kart uygulaması daha yoktu. İsveç, tabiri caizse döve döve finale kadar ilerlemiş. Defansif ve sert bir oyun ve bu oyunu oynayabilecek iri ayrı İskandinavlar; final Brezilya için korku filmi gibiydi. Feola, Brezilyalı oyuncuların bu sert ve disiplinli oyuna, onlar gibi oynayarak karşılık verebileceklerini düşünüyordu; ama o da yanıldı. Feola’nın turnuva öncesi kampta oyuncularına taktik disiplin adına yaptırdığı antrenmanlar, saha içindeki pozisyon takibi çalışmalarının hepsi fiyaskoyla sonuçlanıyordu. Brezilyalı oyuncuların çoğu, fakir mahallelerden çıkma oldukları için fundamental eksiklikleri çok fazlaydı ama turnuvadaki hiçbir takımda olmayan bir özellikleri vardı: Ginga! Feola ve zamanın Brezilyalı antrenörleri Ginga’dan nefret ediyorlardı. Ginga, onlar için kaos, disiplinsizlik demekti ve futbol gibi disiplinli bir oyunda kesinlikle yeri yoktu. “Pele: Birth of a Legend” filminde yaşananlar detaylı olarak anlatılıyor, izlemenizi tavsiye ederim.

Zamane oyuncularını kazandıkları paralar için değil, ileriye rahatlıkla çıkabilmeleri açısından çok kıskanıyorum

Nilton Santos

İsveç’in kasaplıktan bozma militarist oyununa karşı Ginga’nın kestirilemezliği, atletizmi ve yeteneği öne çıkaran oyunu finalde 5-2 galip geldi. 2002 Dünya Kupası’nda izleme şerefine nail olduğumuz Jogo Bonito’nun da temeli atılmış oldu. 1958 Dünya Kupası’nda ofansif bek kavramını dünyaya kazandıran Nilton Santos’u da anmadan geçmek olmaz. Futbol tarihinin gelmiş geçmiş en önemli oyuncularından ve en iyi sol beklerinden kabul edilen Nilton Santos, bek oyuncusunun sahadaki görevinde devrim yaptı ve futboldaki taktik değişiklerde zamanımızda öne çıkan, ofansif özellikleriyle görev alan beklerin önünü açtı. Kendisi, “Zamane oyuncularını kazandıkları paralar için değil, ileriye rahatlıkla çıkabilmeleri açısından çok kıskanıyorum” demiştir. Beklerin toplu oyuna bu kadar dâhil olması, Catenaccio’nun ezeli rakibi Total Futbol’un eksik olan taşlarını tamamlama yolunda önemli bir gelişmeydi. 1954’te başlayan Total Futbol’un sahneye çıkma serüveni 1958’te önemli bir eksiğini kapatarak 1960 ve 1970’lere futbol tarihine damga vurarak devam edecekti. 1954 ve 1958 dünya kupaları, futbol tarihi için çok ama çok önemli turnuvalardı. İzlemekte olduğumuz çoğu taktik anlayışın temelleri buralarda atıldı.

Total Futbol

Total Futbol deyince akla ilk olarak Johan Cruyff geliyor. Hem oyuncu olarak, hem de teknik direktör olarak Total Futbol ile başarılar elde eden, futbol tarihinin en büyük futbol adamı Cruyff, bu oyun stilinin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Total Futbol, topa hakim olan ofansif bir oyun gibi gözükse de özünde “Top rakipte olmadıkça, rakip tehlike oluşturamaz” mantığıyla yola çıkan ve sonuç olarak “En iyi savunma, hücumdur” diyen, savunma ihtiyaçlarını farklı yaklaşımlarla çözen bir oyun stilidir. Özetle, Total Futbol’un çıkış noktası, savunma yapma ihtiyacını minimuma indirgemektir ve aslında aktif savunma futboludur. Savunma için daha az enerji harcayınca ve topa daha çok sahip olunca da normal olarak daha ofansif bir görüntü çizilmektedir. Bu yanılsamaya bir de sahadaki oyuncuların top tekniklerinin yüksek olması gerekliliğini de ekleyince sahada tamamen hücum futbolu oynayan bir takım görünümü verilmektedir.

Cruyff’un Hollanda’da oynadığı ve Barcelona’da oynattığı Total Futbol’daki pas trafiğinin devamlılığı için sahadaki üçgenler önemliydi. Beklerin öne çıkıp, kanat akınlarında üçgeni tamamlaması ve orta sahadaki oyuncuların hareketli olup üçgenleri tamamlaması bu sistemin sahaya yansıması için elzemdi. Büyük usta Cruyff’un oynadığı ve oynattığı Total Futbol’daki üçgen oluşturma ve baklava dizilim hakkındaki yorumları ders niteliğindedir.

Cruyff’un oynadığı Total Futbol’a karşı Catenaccio zaman zaman başarılı oldu, oynattığı Total Futbol’a karşı ise çeşitli yöntemler kullanıldı fakat La Masia’da kurduğu ve 2000’den sonra tezahür eden Barcelona dominasyonuna karşı ise yıllarca bir anti tez bulunamadı.

Barcelona’nın 2000’li yıllarda futbolu domine ettiği zamanlarda rakipler onların hızlı pas oyununa, sahada her zaman hareket etmelerine karşı çaresiz kalıyorlardı.

Cruyff’un temelini attığı Barcelona’nın pas oyununda Macaristan’ın oyunu rakip sahaya yıkan 2’li defansı ve oyunu rakip sahanın ortasından kuran oyun kurucusu, Nilton Santos’un başlattığı beklerin hücuma katkısı, Hollanda’nın üçgenleri ve Catenaccio’nun birlikte hareket etmelerinin etkileri vardı ve bu yaklaşımlar harmanlanarak üçgenlerin içi içe geçtiği, birlikte hareket eden pas trafiği yapısına geçiş yapıldı. Bu oyun sistemine karşı, ne fiziksel ne de yetenek üstünlüğü etkili olmuyordu. Üçgeni bozmanın yegâne yolu olan 2’li baskıyı ise pas sistemini 5’e 2’ye çevirerek topu açığa çıkarıp bertaraf ediyorlardı. Barcelona, Altın Macarlar gibi gelene gidene 3-5 atıyordu.

Topa sahip olmak ve sabırlı bir şekilde pas yaparak rakibi hataya zorlayan bu oyuna çare bulmak isteyen teknik ekipler futbol tarihine bir yolculuk yapmak zorundaydılar. Tozlu raflardan, Catenaccio geri çıkarıldı ve yeni adı da “Otobüsü park etmek” oldu. Catenaccio’nun zincir gibi hareket etme yapısı kendi sahasına gömülerek, Barcelona’nın kaleye yakın pas bağlantılarına karşı sayısal üstünlük kurarak oyunu boğdular.

Total Catenaccio

Yıllarca Catenaccio ile Total Futbol, birbirlerini yediler ve en sonunda ikisi arasındaki sevgi-nefret ilişkisinden bir çocukları oldu. Daha literatürde bir adı yok ya da ben bilmiyorum, ben Total Catenaccio demeyi tercih ediyorum, şimdilik. Kendi gözlemlerimle Total Catenaccio’nun gelişimini sizlerle paylaşacağım.

Barcelona’nın oynadığı pas oyununa karşı cevap arayan teknik ekiplere 2004 Avrupa Şampiyonası’nda defansif bir oyunla şampiyon olan Yunanistan ilham vermişti. Otto Rehagel, futbolun taktik gelişimine canlı tanıklık etmiş birisi olarak yeni jenerasyon teknik direktörlerin aklının ucundan geçmeyen forvetlere ve ofansif orta sahalara adam adama savunma sistemini tozlu raflardan çıkarttı. Adam adama savunmanın demode olduğu düşünülüyordu ve futbol altyapısında bile adam adama savunma öğretilmez olmuştu. Genç yaşlarında neredeyse hiç adam adama marke edilmeyen forvet oyuncuları Yunanistan’ın bu sistemi karşısında çok zorlandılar. Pas bağlantılarını doldurmak yerine alıcıları marke ederek, vericileri kilitleyen bu sistem anti-futbol olarak değerlendirildi ve Catenaccio’nun defansif yüzünün yine hortlamasına sebep oldu. Bu yıllarda her kupaya ambargo koyan Barcelona’yı yenebilmek için sadece defans yapmak yeterli olmuyordu, çünkü topu koşturan bu ekibe karşı savunmada yüksek efor sarf eden ekipler, topu kapınca yorulmamış oyuncuların şok presiyle karşılaşıp topu geri veriyor ve savunmada boşluklar oluşuyordu. Barcelona’nın defansif futbola karşı anti tezi hazırdı.

Yine, yeni, yeniden çare üretmek zorunda kalan teknik ekipler yine futbolun geçmişine bir yolculuk başladı ve rakibinden daha çok gol atmak felsefesi sahaya geri döndü. Real Madrid, fizik üstünlük ve hızlı oyun ile rakibe üstünlük sağlamayı denedi ama bu sistem için uygun oyuncuları bulmakta zorlandılar. Barcelona ise altyapısından ucuza yetiştirdiği ufak, tefek oyuncularla koca koca adamları rahatça yeniyordu. İşte tam bu anda yine İberya’dan Atletico Madrid, büyük abisini sahneden indirdi ve Barcelona’ya karşı üstün geldi. Catenaccio’nun kopmayan zincir yapısı, 1940’ların taktik disiplini ve 2000’li yılların hızlı futbolcularını harmanlayan Diego Simeone, Total Catenaccio’nun başarı elde etmesini sağladı.

Total Catenaccio’yu özetlemek gerekirse toplu halde, disiplinli defans yapabilen rastgele kontra atak yerine set oyun kullanan, hücum gücü yüksek oyun yapısı diyebiliriz. Bu sistemde defansif olarak sahaya yayılım, hücumun başlangıcında önemli rol oynamaktadır. Nasıl Total Futbol, savunma için eforu azaltmak için topa sahip olmayı tercih ettiyse; Total Catenaccio da hücum eforunu azaltmak için savunmada yerleşik yapıyı tercih etmiştir. Total Catenaccio’da basketboldaki gibi önceden çalışılmış, set hücumlar ve sahada birbirlerini tamamlayan bir kadro olması gereksinimleri göze çarpmaktadır. Total Futbol’daki topu oyuna sokabilen savunma oyuncuları yerine, Catenaccio’daki gibi pozisyon ve kademe bilgisi yüksek savunma oyuncuları tercih edilirken; Catenaccio’daki mücadeleci ve alan kapatan orta saha oyuncuları yerine de Total Futbol’daki gibi pas vizyonu ve top tekniği yüksek orta saha ve forvet oyuncuları tercih ediliyor. Total Catenaccio’nun tam saha pres ve hızlı hücum özelliklerini kullanan Antonio Conte, Chelsea’da 3-4-3 ile bu yaklaşıma yeni bir soluk getirdi. Total Catenaccio, hala gelişen bir sistem ve çok üst düzey bir oyun, ebeveynleri gibi tabana yayılabilecek mi zaman gösterecek.

Futbolun Geleceği

Bazı çevreler futbolun taktik gelişimini bitirdiğini ve kendini tekrar etmeye başladığını düşünse de bence futbol tarihinde ilk kez inovatif yaklaşımlar göstermeye başladı ve çok hızlı bir değişim sürecine girdi. Bu değişim sürecinde, futbolun teknolojiyi kabullenmesi ve bu ilişki sayesinde görebildiği yeni fırsatları değerlendirmesi önemli rol oynamıştır. Almanya’nın 2014 Dünya Kupası’nı kazanmasında topun oyuncuda kalma süresini 1 saniye azaltarak büyük bir avantaj sağlaması, bu kabullenme sürecinin çıktılarından olarak gösterilebilir. Son 15 yılda futbol, geçmişine dönerek yeni çözümler üretiyordu fakat teknoloji ile yakın ilişkiler sayesinde yakın tarihte hiç görülmemiş yaklaşımlar önümüze çıkacaktır. Şahsi ön görülerimden bir kaçı; adam adama savunmaların yeni bir yüzle geri döneceği ve buna bağlı olarak sarkık liberoların da yeniden sahneye çıkacağıdır. Nasıl, rakip sahada toplu oyunu yönlendiren serbest oyuncular var ise; savunmada da serbest rolü olan oyuncular türeyecek ve zamanlı bu oyuncular daha da ofansif yönde kendilerini geliştireceklerdir. Bu oyuncuların ilk zuhurlarından Kante, zamanla daha ofansif sürümleri ile yenilenecektir. Bu trend ise bütün savunma ve orta saha oyuncularının bu türde olmasına kadar ilerleyebilir, bu noktada ise NBA’deki fast break takımları gibi haldır haldır koşan bir futbol izlemeye başlayabiliriz. Bu sisteme nasıl oyuncu seçilecek ve yetiştirilecek, orası da ayrı bir muamma.

Modern savunma oyuncuları markaj veya adam adama yapma alışkanlığını kaybediyorlar. Savunma sanatı bazı özelliklerini kaybediyor

Paolo Maldini

Orta vadede futbolun taktik dönüşümü, kendi kendini bitirecek ve ortada taktik dizilim diye bir şey kalmayacak gibi gözüküyor. Yavaş yavaş kendisini göstermeye başlayan, pozisyon yerine rol ve sorumlulukları olan sistemler türemeye başladı bile. Üst düzey futbol oynayan takımlara bakarsanız, defans, orta saha ve forvet kırılımının kaybolmaya başladığı akışkan dizilimler, topun bulunduğu noktaya göre pozisyonu değişen ve sistemde belirli görevleri olan oyuncuların varlığı gözükmektedir. Futbol tarihinin en büyük savunma oyuncularından, büyük kaptan Paolo Maldini; “Modern savunma oyuncuları markaj veya adam adama yapma alışkanlığını kaybediyorlar. Savunma sanatı bazı özelliklerini kaybediyor” diyerek bu değişimi savunma oyuncuları açısından anlatmıştır.

Futbola aktarılan paralar, yatırımlar büyüdükçe ve teknoloji daha çok oyunun içine girdikçe kim bilir daha neler göreceğiz…

Santra Dergi – Mayıs 2017

2 comments on “Futbolun U DönüşüAdd yours →

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *